
İnsan, doğumundan ölümüne kadar kesintisiz bir öğrenme ve anlamlandırma sürecinin içindedir. Bu süreç kimi zaman bilinçli bir eğitim faaliyeti şeklinde, kimi zaman ise farkında olunmaksızın gerçekleşen yaşantılar yoluyla devam eder. Bu süre zarfında insan ne kadar çaba gösterirse, kendini o kadar geliştirebilmekte, hayatını okadar anlamlandırabilmektedir. İnsan her gün yeni olgu ve olaylarla karşılaşmaktadır. Bu karşılaşmalar karşısında sergilediği öğrenme isteği ve düşünsel yönelim, onun varoluşunu başarılı bir şekilde anlamlandırabilmesi ile doğrudan ilişkilidir.
Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç yıllık bir zaman diliminde, belirli bir tarihsel ve sosyo-kültürel bağlama sahip olan muhatap kitlesine, yaşanan olaylar ve yöneltilen sorular çerçevesinde tedrîcen nazil olmuştur. Bugün elimizde mushaf hâlinde bulunan Kur’ân, söz konusu tarihsel sürecin ürünü olmakla birlikte, mesajını yalnızca ilk muhataplarıyla sınırlamayan, tüm insanlığa hitap eden evrensel bir metindir.
Akıl ve irade sahibi varlıklar olarak insanlara düşen temel sorumluluk, Kur’ân’ı etkin bir okuma faaliyetiyle anlamaya çalışmaktır. Bu okuma, yalnızca lafzî bir tilavet değil; ayetleri düşünme, anlama, anlam üzerinde derinleşme ve nihayetinde bu anlamı ihlâs ile hayata yansıtma sürecidir. Bu etkin okuma sonucunda insan hayatını anlamlandırabilmekte, yaşam gayesini tespit edebilmektedir.
Bununla birlikte insan, yaşadığı toplumdan, kültürel çevreden ve kendi içinde bulunduğu tarihsel şartlardan kaçınılmaz bir şekilde etkilenir. Bu etkileşim sonucu her bireyin kendine özgü bir dünya görüşü oluşur. Vahyin nazil olduğu dönemden günümüze kadar Kur’ân ayetlerinin yanı sıra bu ayetlerin yorumları, açıklamaları ve hayata yansıtılma biçimleri de kuşaklar boyunca aktarılmıştır. Bu aktarımlar, düşünebilen ve yorumlayan varlıklar olan insanlar tarafından gerçekleştirilmiş; her bir müfessir ve âlim, kendi bilgi birikimi ve dünya görüşü çerçevesinde Kur’ân’ı anlamlandırmıştır. Dolayısıyla günümüze ulaşan ilmî miras, farklı zihniyetlerin, yöntemlerin ve perspektiflerin izlerini taşımaktadır. Bu durum, her bir rivayeti ve her bir eseri ilmî açıdan kıymetli kılar. Özellikle Hadis Eserlerinde Tefsir Rivayetleri dersimiz kapsamında, ilmî mirasın oluşumunu ve aktarım biçimini kıymetli âlimimiz imam Buhârî örneği üzerinde inceleme imkânı bulduk. İmam Buhârî’nin kendi döneminde ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda telif ettiği eserine bakıldığında, onun sahip olduğu ilmî yaklaşımın ve dünya görüşünün, başka bir ifadeyle fıkhının, eserinin muhtevasını ve yöntemini belirgin biçimde şekillendirdiği görülmektedir. Bunun yanı sıra devam eden ilim tahsili yolculuğumuzda kıymetli müteallimimiz Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu hocamızın ilmî yaklaşımından ve dünya görüşünden istifade etme imkânı da elde ettik. Müteallimimizin özellikle “bakmak” ve “görmek” olgusuna dikkat çekerek bizlere, insanın hayat serüvenindeki anlamlandırma faaliyetini derinleştiren bir düşünce disiplini kazandırdığı söylenebilir. Bilginin bütünlüğü ilkesine dikkat çekerek, bütüncül bir perspektif geliştirmemize katkı sağlamış; yoğun bilgi yığını içerisinde kaybolmadan, sahih bir dünya görüşü inşa edebilmemiz için bizlere yol göstermiştir.
Bize düşen sorumluluk ise elimizdeki farklı ilimleri, yöntemleri ve dünya görüşlerini analiz ederek, bilginin bütünlüğü ilkesini gözeterek kendimize ait bir dünya görüşüyle şekillendirilmiş sahih bir ilim anlayışı geliştirmektir. İnsan, vahiy anından tarihsel olarak uzaklaştıkça, o ana ulaşmaya çalışan bilgi ve yorum katmanları da artmaktadır. Bu sebeple çağdaş insanın görevi, kendisine ulaşan bu birikimi mümkün olduğunca bilginin bütünlüğü perspektifi içinde değerlendirmek ve kendi fıkhımızı inşa etmektir. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde hem Kur’ân’ın mesajı sağlıklı biçimde kavranabilir hem de birey kendi dünya görüşünü sağlam ilmî temeller üzerine inşa edebilir. Bunun sonucunda insan, yaşadığı dönemin ihtiyaçlarını tespit ederek buna göre çözümler üretecek, insanlara faydalı olma yolunda gayret sarfedecek ve arkasında kendisine ait bir ilmî miras bırakacaktır.
Rabbimin razı olduğu bir kul, anne ve babama hayırlı bir evlat olmayı, kıymetli hocalarımdan edindiğim ilmi ve onların üzerimdeki emeklerini vefa bilinciyle taşıyarak kendi ilim dünyamı inşa etmeyi ve bu birikimi gelecek nesillere aktarmayı kendim için bir sorumluluk olarak görmekteyim. Aynı zamanda rabbimden niyazım yalnızca bilgiye sahip olmak değil, bu bilgiyi yaşadığım toplumda etkin ve sorumlu bir biçimde kullanarak kulluk vazifemi bir nebze de olsa yerine getirmek, vatanıma ve milletime faydalı bir birey olabilmektir.
Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.